KÜLTEPE'YE ADANMIŞ BİR HAYAT: PROF. DR. TAHSİN ÖZGÜÇ

Cevapla
HayatAğacı
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
Mesajlar: 10537
Kayıt: 15 Şub 2010, 12:19

KÜLTEPE'YE ADANMIŞ BİR HAYAT: PROF. DR. TAHSİN ÖZGÜÇ

Mesaj gönderen HayatAğacı » 08 Haz 2010, 23:52

Resim

Prof. Dr. Tahsin Özgüç ülkemizin Önasya arkeolojisindeki yeri ve öneminin açıklığa kavuşturulmasında H.H.von der Osten, C. Blegen ve K. Bittel gibi öncüleri izleyen kuşağın en parlak temsilcisidir. Onun, henüz emekleme döneminde olan Anadolu arkeolojisi alanındaki kesifleri ve bunları en doğru şekilde yorumlayarak bilim dünyasına tanıtımı ile gelişen parlak kariyerinin oluşması, insan kişiliği, iyi bir ailenin evladı olusu; çok iyi bir aile babası olması ve özellikle genç Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş evresinde özenle yetiştirilmiş, özgüvenli, devleti ve milleti ile övünç duyan bir Atatürk genci olusuyla bağlantılıdır.

Hocam bir çok yerde ifade edildiği gibi 1916 yılında Kırcaali’de doğmuştur. Kırcaali’nin ileri gelen ailelerinden Pehlivanzadeler’den Halil Ağa’nın üçüncü ve en küçük oğludur. Küçük yasta babasını kaybetmiştir. Yaşının küçüklüğü nedeniyle annesi, onu Robert Kolej’de okuyan ağabeyi gibi İstanbul’a göndermek istememiştir. Okuma azmi ve girişimci ruhu, onun orta eğitimini yakin şehir olan Edirne’de tamamlamasını sağlamıştır.

Prof. Dr Tahsin Özgüç, Cumhuriyetimizin ilk fakültesi olarak kurulan Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi’nde yüksek öğrenimine başlamış ve orada tamamlamıştır. Bilindiği gibi bu Fakülte, Türk yüksek eğitiminde çok özel bir yere sahiptir. Cumhuriyetimizin kurulusundan itibaren, büyük önder Atatürk’ün Türkiye’yi çağdaş ve uygar ülkelerin düzeyine eriştirmek için başlattığı reformların başında, eğitim ve kültür seferberliği en önde gelmiştir.

Tarih bilinci çok yüksek olan Atatürk, o güne kadar yabancı uzmanlarca ve çok zaman subjektif olarak yürütülmüş çalışmalar karşısında, tarih ve özellikle Türker’in ve Türkiye’mizin tarihini bilimsel yöntemlerle inceleyecek araştırmacıların yetiştirilmesi için, bu fakültenin kurulmasını öngörmüştür. Tarihin laboratuarı sayılan arkeoloji, DTC Fakültesinin kuruluş yasasında, bir kürsü olarak yer almıştır.

Hocamız, IX. Türk Tarih Kongresinde ve doğumunun 100.yılı münasebeti ile Washington ve New York’ ta düzenlenen toplantılara sunduğu bildirisinde, Atatürk’ün bu konudaki görüş ve hedeflerini çok iyi vurgulamaktadır. Atatürk’ün direktifleri ile kurulan Fakülte’de, arkeoloji eğitiminin de, gelişmiş bati üniversiteleri düzeyinde yapılabilmesi için bütün olanaklar sağlanmıştır. Kütüphaneler en üst düzeyde zenginleştirilmiş, gerekli yan dallar için kürsüler oluşturulmuştur. Kuruluşta Alisar hafiri Von der Osten, daha sonra Hitler Almanya’sından ayrılmak zorunda kalan B. Landsberger ve H.G.Güterbock gibi büyük bilginler, öğretim kadrosunda yer alan hocaları olmuşlardır.

Hocalarım Nimet ve Tahsin Özgüç arkeoloji bölümünün ilk öğrencilerindendir. Fakültede, çok özenli ve üst düzeyde bir eğitim ve öğretim olanaklarından yararlanmışlar; çalışkanlıkları ve öğrenme aşkı ile hocalarının dikkatini çekmişler ve özenle yetiştirilmişlerdir. Hocalarım, yetiştirilmek için Avrupa’ya gönderilen gençlerden çok daha şanslıdırlar. Barış içindeki ülkemizde çok iyi koşullarda eğitilmişlerdir. O dönemde dışarıdaki ağır savaş koşullarının, Bati Avrupa’daki üniversite eğitimi olumsuz etkilediği yadsınamaz bir gerçektir.

Hocalarım, başarı ile DTC Fakültesi’ni bitirmişler ve ilmi yardımcı-asistan kadrolarında akademik kariyerlerine başlamışlardır. Tahsin hocam, öğrencilik yıllarında olduğu gibi akademik kariyerinin bütün aşamalarında doktora, doçentlik ve profesörlükte, gösterdiği üstün performansı ile sınıf arkadaşlarının hepsinin çok önünde gitmiştir. 1946 yılında Doçent, 1954 yılında Profesör unvanını kazanmıştır. O yıllarda fakültenin en genç profesörü olarak anılırdı. Her iki hocam da üniversitedeki kariyerlerini yalnız öğretici olarak sınırlamamışlar, yaptıkları bilimsel araştırmalarla, büyük Atatürk’ün özlemini duyduğu, yetkin bilim adamları olarak, onun ideallerini gerçekleştirmişlerdir.

Öğrencilikleri ve onu hemen izleyen yıllarda ülkemizde gerçekleştirilen kazılar son derece sınırlıydı. Bati Anadolu’da Troya, intikal bölgesinde Kusura, İç Anadolu’da Alişar, Ahlatlıbel, Alacahöyük, Etiyokuşu ve Bogazköy kazıları yapılmış veya yapılmaktaydı.

Tahsin hocam, 1941-1948 yılları arasında yayınladığı: “Kurs Vücutlu Kültepe Idolleri”; “Öntarihte Anadolu İdollerinin Anlamı”; “Birinci Truva’yı Kim Kurdu?”; “Yortan Mezarlık Kültürüne Ait Yeni Buluntular”; “Öntarihte Isparta Ovası Kültürleri ve Yeni Buluntuları”; “Beypazarı Çevresinden Getirilen Testi ve Damga Mühür”; “Öntarihte Güney ve Güneydoğu Anadolu’nun Mukayeseli Stratigrafisi”; “VI.Truva’nın Anadolu Arkeolojisindeki Yeri”; “Typical Pottery of the Middle Anatolia Copper and Bronze Age” baslıklı makalelerini, anılan kazıların ışığında, yeni malzemeleri isleyerek kaleme almıştır. Bu incelemeleri, yaptığı isabetli yorumlar ile Anadolu’nun öntarihine ışık tutan ve ses getiren makalelerdir. Yorumları ile ülkemizin protohistorik çağlardaki özgün kültürlerini aydınlatmıştır. 1948 yılında “Öntarihte Anadolu’da Ölü Gömme Adetleri/Bestattungsbraeuche im vorgeschichtlichen Anatolien.” konulu kapsamlı araştırması ise, bu konudaki verileri, ilk kez topluca inceleyen özgün bir çalışmadır. Çalışması, Anadolu’nun protohistorik dönemlerinde var olan dinsel inançlarına ışık tutmuş, bölgeleri ve komsu ülkeler arasında, bu konu ile ilgili benzerlikler ve ayrılıkları ortaya koymuştur.

Tahsin hocam, bilimsel araştırmalarını bazılarının tanımlamasıyla “masa bası arkeologu” olarak değil, yani yalnızca kütüphane etkinliği ile sınırlamamıştır. Onun, başkanı olarak yürüttüğü kazılarında, elde ettiği verileri isabetle ve en doğru şekilde yorumlaması ve sonuçlarını en kısa sürede iki dilde yayınlaması, Eski Anadolu Arkeolojisi’nde o güne kadar var olan büyük boşlukların kapanmasını ve Anadolu tarihinin çok iyi bir şekilde aydınlatılmasını sağlamıştır.

Doçentliğinin başlangıcında, 1947 yılında başkan olarak, meslektaşı ve eşi Doç. Dr. Nimet Özgüç ile Elbistan Karahöyük kazılarını yürütmüş ve sonuçlarını yayınlamışlardır. Höyüğün tamamı köy tarafından iskan edildiği için, ancak meydanlıkta yürütülen kazılarda, M.Ö.II. binin sonlarına tarihlenen hiyeroglifli monumental kitabe, kabartmalı Hitit vazo parçaları gibi, tarihe ışık tutacak parlak buluntulara karsın, höyükteki araziyi kamulaştırma olanaksızlığı nedeni ile Karahöyük Kazıları’na devam edilememiştir.

1948 yılında Kültepe Kazıları’na Nimet hanımla beraber başlamışlardır. Hocam T. Özgüç, başkanlığını 2005 yılına kadar, kesintisiz sürdürdüğü Kültepe’ye “olmazsa yasayamam” diyecek kadar gönül vermiş, elde edilen sonuçlarla çok mutlu olmuştur. Hocasi Von der Osten ile Tel Açana hafiri Sir L.Woolley’den gördüğü ince, dikkatli kazı tekniği ile ve çoğu zaman bizlerle ve çalışanları ile beraber kazı alanı içinde şahsen çalışarak, mimari ve küçük eserlerin örselemeden gün ışığına çıkarılmasını sağlamıştır. Anadolu arkeolojisine olan en önemli katkısı ise bu keşiflerini en kısa sürede ve en doğru şekilde yorumlayarak bilim alemine sunmasıdır. Bu yorumlar o kadar sağlam ve isabetlidir ki yeni merkezlerdeki buluntular, hala, onun yorumları ışığında değerlendirilebilmektedir.

Nimet hanım, uzun soluklu Kültepe kazılarına 1960 yılları ortalarına kadar katilmiş ancak, Acemhöyük ve Samsat Höyük kazılarındaki başkanlıkları nedeniyle, Kültepe alan kazılarına devam etmemiştir. Fakat Kültepe ve Altıntepe buluntularının yayınlanmasında, özellikle, mühür ve mühür baskıları ile ilgili önemli çalışmalarına devam etmiştir. Bu anma yazısında, çok çalışkan ve üretken olan hocamın, dördü ortak ondokuz kitap, onaltısı ortak yüzaltı makaleden oluşan bilimsel yayınlarını ayrı ayrı değerlendirme olanağı bulunmamaktadır. Yalnızca ülke arkeolojisine kazılarıyla sağladığı büyük katkılarının en çarpıcı sonuçlarından bazılarına kısaca değinmekle yetiniyorum.

Kültepe kazıları sürerken Fraktin Höyük, Horoztepe, Altintepe, Masat Höyük, Kazankaya kazılarını da gerçekleştirmiştir. Fraktin sonuçları ayrı makaleler halinde Nimet hanim ve Tahsin hocam tarafından yayınlanmıştır. Antitoroslar’da güneye inen doğal geçitlerdeki höyükte güçlü bir Hitit, Demir çağı ve Roma yerleşiminin varlığı anlaşılmıştır. Ayrıca Fraktin Kaya Kabartması üzerinde yaptığı kazi buradaki prehistorik yerleşimin varlığını kanıtlamıştır. Tokat-Erbaa’daki Horoztepe Eski Tunç Çağı Mezarlığı ve yanındaki yerleşim yerinde yaptığı kazı, Alacahöyük’ün Eski Tunç Çağı’na ait mezarlarını yalnızlıktan kurtarmıştır. Erzincan yanındaki Altıntepe kazısı demir perde gerisinde kalan Erubini Kazısı’ndan sonra, hür dünyada gerçekleştirilen ilk, sistemli, Urartu kazısıdır. Hocam, zengin hediyeli Urartu anıt mezarı, iki ayrı yapı kati ile temsil edilen Urartu yerleşmesindeki Apadana ve bir önceye ait Urartu mabedi ile Urartu anıtsal mimarisinin en güzel örneklerini gün ışığına çıkardı. Her iki yapıda da keşfedilen duvar resimleri ile, Urartu sanatının çok iyi anlaşılmasına öncülük etmiştir.


Bu kazılar, resmi depodaki iri erzak küplerindeki hiyeroglif yazıtları ile Urartuların çivi yazısı yanında bu ikinci yazı türünü de kullandıklarını açıklığa kavuşturmuştur. Masat Höyük kazıları, Hitit kültür bölgesinin kuzeydoğusundaki önemli bir uç beyliğinin tanımasını sağlamıştır. Burada yürüttüğü sistemli kazıda, Eski Tunç Çağı, Hitit ve Demir devirlerini aydınlatmıştır. Üç yapı kati ile temsil edilen Hitit çağında, monumental sarayda çivi yazılı belgeler gün ışığına çıkarılmıştır.

Bu çivi yazılı belgeler o günlerde, Anadolu’da, Bogazköy’den sonra keşfedilen ikinci büyük resmi Hitit arşivini temsil etmektedir. Bunlardan ikisi Kral II. Tuthalia mührü ile mühürlenmiştir. Hitit Çağı’nın diğer iki yapı katında da çivi yazılı Hitit belgeleri ele geçmiştir. Kazankaya’daki kısa süreli kurtarma kazısında Çekerek vadisine hakim önemli bir yerleşime ait, yangın geçirmiş resmi bir yapı ile yakınındaki şehir dışı mezarlığı araştırılmıştır. Çalışma, Kazankaya’nın, Ferzant, Inandiktepe gibi önemli bir Eski Hitit Krallık merkezi oldugunu göstermiştir.
Hocamın, uzun ömrünün 57 yılını adadığı Kültepe Kaniş kazıları, onun, Anadolu arkeolojisine armağan ettiği en büyük eseridir. 1948 yılında kazıya baslarken Hrozny’nin makalelerini iyi değerlendirmiş, çalışma alanını iyi planlamıştır. Bu değerlendirmesinin ne kadar bilgece yapıldığı, daha kazının ilk yılında belli olmuştur. 1948’de zengin Adad-Zululi arşivini keşfi ile Kültepe konuşmaya başlamıştır. Anadolu’da tarihi dönemleri başlatan ve sayılarını binlerle ifade ettiğimiz çivi yazılı belgeleri ile Kültepe, tektir. Ancak, Türk kazılarından sonra bu belgelerin eski ve geç olmak üzere iki farklı yapı katına ait olduğu kanıtlanmıştır. Bu belgeler sayesinde M.Ö.II. bin yılın ilk çeyreğinde Kültepe’deki Koloni Çağının etkinliklerinin, Eski Assur kralları Ikunum’dan başlayarak I. Samsi Adad ve Isme Dagan dönemlerini kapsadığı anlaşılmıştır. Kültepe kazıları Anadolu-K.Suriye/Mezopotamya arasında bu çağda oluşan bu çok iyi örgütlü uluslararası ticaretin gelişimi ve sonuçlarını bütün canlılığı ile açıklığa kavuşturmuştur. Yazılı belgelerin yanında keşfettiği zengin arkeolojik buluntular yalnız Anadolu’da değil, K.Suriye/Mezopotamya’nın pek çok merkezinin de iyi aydınlanmasına ışık tutmaktadır. Hocam, kazının ilk yıllarından itibaren yayınları ile bu eşzamanlılığa işaret etmiştir. Kitabeli “Anitta Hançeri”nin keşfi, Kussara’li Anitta’nin, Hititlerin bir efsane kahramanı olmayıp, gerçekten yasadığı, onun icraatlarını anlatan metinlerinde anlattığı Nesa kenti ile ilgili etkinliklerinin gerçek olduğunu aydınlatmıştır. Kültepe kazı sonuçlarını hiç geciktirmeden makale ve kitaplarıyla bilim dünyasıyla duyurmuş olan Prof.Dr. T. Özgüç, 2003 yılında İngilizce olarak yayınladığı “Kültepe: Kanis/Nesa” baslıklı kitabi ile elli küsur yılda, ilmek ilmek örercesine elde ettiği bilgi birikimini, topluca dünyaya sunmuştur. Adeta süzme bal kıvamındaki bu birikim, Kültepe’nin, yalnız Anadolu’nun değil bütün Önasya’da, Mari, Ugarit gibi önde gelen önemli bir merkez olduğunu gösterir. Hocam, bu değerli bilgi hazinesini, 2005 yılında Türkçe yayınlayarak Türk okuyucusu ile paylaşmıştır. Bu kazılarla Hitit sanatının, Koloni Çağı’nda oluşmaya başladığı anlaşılmıştır. Hocamın yönetimindeki Kültepe Kazıları yalnız Asur Ticaret Kolonileri Döneminin aydınlatılmasıyla sinirli değildir. Kültepe Höyüğü’nde yürüttüğü kazılarda M.Ö. III. Bin tabakalarında keşfettiği anıtsal mimari, seramik ve diğer buluntular, Kaniş’in yerli Anadolu kültürünün temsilcisi önemli bir merkezi olduğunu, Sartamhari metinlerinde Akad krallarının karsısında yer aldığını öğrendiğimiz güçlü Kaniş krallığının merkezine yaraşır nitelikleri temsil ettiğini göstermiştir. Hocam, buluntular arasında ele geçen ithal eşyaya dayanarak, Anadolu-Mezopotamya ilişkilerinin, Koloni Çağının çok öncesinde oluştuğunu kanıtlamıştır. Hitit seramiği denilen seramiğin de, bu dönemin yerli seramiğinden kök aldığını; “Alisar III” olarak anılan nakışlı seramiğin, yine bu dönemde daha erken boya bezekli örneklerden geliştiğini ve Orta Tunç Çağı’nın baslarına kadar kullanıldığını bilimsel çalışmalarıyla aydınlatmıştır. Prof. Dr. Tahsin Özgül’ün Kültepe kazıları, bu merkezin, Demir Devrinde de önemli olduğunu göstermiştir. Bu devirde, Kültepe ve çevresinin önemini vurgulamış, özellikle Kululu’da yaptığı kazıların sonuçlarını kapsamlı olarak yayınlamıştır. Anılan merkezin Tabal krallığının doğu sınırında yer aldığını, hiyeroglifli yazıtlar ve heykeltıraşlık eserleri ile kanıtlamıştır. Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün, 2002 yılında Bonn’da açılan “ Die Hethiter Volk Der Tausend Götter” baslıklı serginin hazırlanmasındaki bilimsel danışmanlığı ve katalogdaki makaleleri, Hitit arkeolojisine olan derin bilgisini gösterir. Esasen “Inandik Tepe” kazılarını değerlendiren kitabi, onun Hitit sanatındaki geniş bilgisini ortaya koymuştur. Bu kapsamlı çalışmasıyla İnandıktepe’de Eski Hitit Krallık dönemi sanatının bütün özelliklerinin tanınmasını sağlamıştır. Yine bu yayınında Boğazköy’den sonra Hitit döneminin o gün için en uzun hiyeroglifli yazıtını ve kutsal havuzu yayınlayarak, IV Tuthalia dönemine ait önemli bir kült merkezi, “Yalburt”u bilim alemine sunmuştur. Prof. Dr. Tahsin Özgüç, kazılarını yürüttüğü, Kayseri, Tokat, Erzincan yörelerindeki Selçuklu dönemine ait kervansaray, han, türbe, avköskü ve kalelere özel ilgi duymuş, plan ve yapısal özelliklerini inceleyerek yayınlamıştır. Yani, öz kimliğimize ait anıtları ihmal etmemiştir. Hocamın Önasya ve özellikle Anadolu arkeolojisindeki bilimsel ağırlığı uluslararası düzeyde, sekiz bilim kurulusu üyeliği, “Türk Tarih Kurumu Üyesi 1947-1982; Alman Arkeoloji Enstitüsü (Berlin) Üyesi 1954; British Academy Seref Üyesi 1969; Amerikan Arkeoloji Enstitüsü Şeref Üyesi 1976; The Society of Antiquaries of London Şeref üyesi 1978; Die Bayerische Akademie der Wissenschaften (Münih) Üyesi 1988; Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi 1996; Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi 1996”; üç onursal doktorası “Doctoris Philosophia Gradum Honoris Causa 1980; Ludwig-Maxmilians- Üniversität München Rijiksuniveriteit-Gent 1989; Freie Universität Berlin 2001” ve kendisine tevcih edilen altı devlet nisanı ve ödülle “Federal Almanya Cumhuriyeti Büyük Liyakat Haç Nisanı (Des Grossen Verdienstkreuzes Verdienstordens) 1978; Japonya Doğan Güneş Altın-Gümüş Nisanı (The Order of the Rising Sun, Gold and Silver Star) 1990; Belçika Tacı Ulusal Nişanı (La Décoration d’ Officier de l’ Order de la Couronne) 1991; College de France Madalyasi 1992; Türk Tanıtma Vakfı Ödülü 1992; İs Bankası Ödülü 1996” ile taçlandırılmıştır. 1989 yılında dünyanın önde gelen yerli-yabancı meslektaşları ve öğrencileri tarafından kaleme alınan 65 makale 525 sayfa ve 141 levhadan oluşan “Anatolia and the Ancient Near East –Tahsin Özgüç’e Armagan- Studies in Honor of Tahsin Özgüç” baslıklı, bir armağan kitapla onurlandırılmıştır. Prof.Dr. Tahsin Özgüç parlak akademik kariyerine paralel olarak sürdürdüğü D.T.C.F Dekanlığı (1968-1969), Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Yüksek Öğretim Kurulu Başkanvekilliği (1982-1988) görevlerinde de çok iyi bir idareci olduğunu göstermiştir. Özellikle üniversite mensuplarınca üst üste dört dönem seçildiği (1969-1980) yıllarını kapsayan rektörlüğü zamanında Ankara Üniversitesi, batı üniversiteleri ile ayni düzeyde kabul edilmiştir. Onun bu döneminde bati üniversiteleri ve özellikle Berlin Hür Üniversitesi ile kurduğu bilimsel ilişkiler günümüzde de sürmektedir. Dikkatli ve çalışkan idareciliğinin yanında iyi bir pedagog olarak eğitici ve öğretici özellikleri de önde gelir. Saygın hocalığı yalnız biz Türk öğrencileri ile sınırlı değildi. Almanya, İsrail, Filistin ve Japonya’dan gelen gençler de ondan feyz almışlardır. Ayrıca misafir ve araştırmacı profesör olarak “The Institute for Advanced Study, Princeton 1962-1963; Universität des Saarlandes(Saarbrücken) 1964; Universität München 1975-1976,1978-1979; The Metropolitan Museum of Art 1980-1981” yıllarında bulunmuştur. Bugün yurtiçinde veya yurtdışında yetiştirdiği pek çok öğrencisi, üniversitelerin öğretim kadrolarinda veya kültür ile ilgili alanlarda görev yapmaktadır. Zaman zaman: “bizi yabancılar okuttu, biz de yabancıları okuttuk” derdi. Bütün öğrencileri onu daima saygı ve sevgi ile anarlar; çünkü o nazik ve kibar kişiliği ile yaşı ve rütbesi ne olursa olsun insanlara karşı sevgi ve saygı ile yaklaşırdı. Bilge bir yol gösterici idi. Günümüz deyimi ile “insan gibi insan”, yani tam bir beyefendiydi. Hocamın son yıllarında, sık sık söylediği şu sözleri, bize örnek olmuştur. “Ülkem bana çok şey verdi. Ben, çalışmalarımla, yayınlarımla, ona olan borcumu ödediğime inanıyorum”. Sayın hocam Ankara Üniversitesinde, kurucusu olduğunuz Önasya Arkeolojisi ile hayatinizi adadığınız Kültepe kazılarının sağlam ve emin ellerde olduğuna, biz öğrencilerinizin daima sizin ilkeleriniz doğrultusunda hareket edeceklerine inanınız. Onlar sizin açtığınız yolda ilerlerken, sizi daima sevgi, saygı ve rahmetle anacaklardır. Prof. Dr.Kutlu Emre


Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.(Kasas 77)

yaptığımız tüm yorumlar, ya yasal Kazı Öncesi araştırlamarı Esas alarak, yada bilgilenmek amaçlı araştırmaları Esas alarak, yapmaktayız ... LÜTFEN !!! kaçak kazılardan uzak duralım.

Cevapla

“TÜRK ARKEOLOJİ ÜSTADLARI” sayfasına dön